Hayallerdeki Futbol Kulübü (Bölüm 3) – Genç Driplingçi

Hayallerdeki Futbol Kulübü – Bölüm 2’yi bu linkten okuyabilirsiniz.

Bölüm 3 – Genç Driplingçi

Antrenman sahasının yarısında altıya altı maç yapan gençler, üzerlerindeki gözlere çok aldırış etmiyorlardı. Kulübün altyapısına girdiklerinden bu yana aldıkları eğitim, onları psikolojik olarak daha güçlü kılıyordu. Her karşılaşmada bir sürü gözlemci maçı takip eder, bir sürü gazeteci ve muhabir röportaj koparmaya çalışır ve bir sürü taraftar henüz yıldızlar sahnesine çıkmamış bu yıldız adaylarından imza almaya çalışırdı. Teknik ekip ve yönetim, proaktif bir yaklaşım sergileyerek yıllar öncesinden, çocuklarına şöhret sahibi olmakla ya da izlenmekle nasıl başa çıkmaları gerektiğini uzmanlar yardımıyla öğretiyordu.

“Güzel pas Toran!” diye seslendi az önce golü atan oyuncu, golün pasını verene. Toran sadece sağ elinin baş parmağını kaldırarak karşılık verdi. O sırada sahanın kenarında siyah camlı gözlükleriyle dikilen adamı fark etti. Dimdik duruşu herkeste hayranlık uyandırsa da onda uyandırmıyordu.

“Başkan yine bizi izlemeye gelmiş. Hadi biraz şov yapalım.” dedi bir genç sırıtarak. Toran oralı bile olmadı. Kimse için değil sadece kendisi için oynardı. İnsanlara oldukça mesafeliydi. Antrenman sonraları, takım arkadaşları beraber takılır, bir yerlere giderken o genelde katılmazdı. Ya sahada çalışmaya devam ederdi ya da tek başına yaşadığı evine gidip yalnız başına vakit geçirirdi. Kitap okumak, film izlemek bir yana onun en sevdiği aktivitesi düşünmekti. Bazen insanlar onu sadece bir yere odaklanmış bakarken görürdü.

Takımın en yeteneklilerindendi. Topu almadan önce nerede pozisyon alması gerektiğini çok iyi bilirdi. İvmelenmenin rakip üzerinde yarattığı baskının farkındaydı ancak bunu bilerek yapmazdı, sadece içgüdülerine göre oynardı. Dar alanda yaptığı hareketleri izleyenler, onun ileride en iyisi olacağını düşünüyordu. Yaşı belli bir olgunluğu erişmiş olanlarsa, eskiden onun gibisinin olmadığını söylüyordu.

Sınırı olmayan güzellemeler Toran’ın üzerindeki baskıyı artırmaktan başka bir şey yapmıyordu. Genç oyuncu içine kapanık bir yaşam sürdüğü için kendisi hakkında yazılan, çizilen ve söylenen şeyleri takip etmiyordu. Kulağına gelenleri de önemsemeyecek kadar eğitimi, kulüp sayesinde vardı.

Son düdüğü çalan antrenör, futbolcuları yanına çağırdığında başkan da geldi. A takımın müstakbel kadrosuna teker teker baktı. Çocukların nefes alış ve veriş sesleri duyuluyordu. Alınlarında akan ter kurumaya başlamış ancak parlaklığı kalmıştı. Diğerlerine kıyasla kısa bacaklarıyla hemen göze çarpan Toran’da ise bu belirtilerin çok azı vardı. Herkes kulübün karizmatik sahibine bakarken o bakmıyordu. Kendisini kimsenin mülkü olarak görmek istemiyor ve bu yönde davrananlara karşı da hemen duvar örüyordu. Başkan ve kulübü, onu bugünlere getirmiş, fırsatlar vermişti. Kitleler tarafından seviliyordu. Lakin insanların hayranlıkla baktıklarının yerinde hiç de hayran olmayacakları yaşamlar vardı.

Genç oyuncunun kalbinde bir boşluk vardı. Belki kendini bulamama, amaçsızlık ya da… Teşhisi o da koyamıyordu. Antrenmanlardan sonra sahada kalıp çalışmasının da arkasında bu yatıyordu. Ayakları yeteneklerini geliştirirken, kafası düşünüyordu, sorguluyordu. Anne ve babasını erken yaşta kaybetmesi ruhunda derin çukurların oluşmasına neden olmuştu. Tek akrabası, aralarının çok iyi olmadığı ablasıydı. Gerçi bir şeyin iyi olmaması için önce bir şeylerin olması gerekirdi. Toran’dan on yaş büyük olan kadın, kardeşine samimi gelmiyordu. Davranışları, hareketleri, konuşması doğal olmaktan uzaktaydı. En son birkaç ay önce yıldız adayını ziyarete gelmişti. Hep eski günlerden bahsederdi; doğduğunda aileye nasıl neşe getirdiğinden, henüz bir kaç aylıkken nasıl altına yaptığından ya da yürümeye başladıktan hemen sonra topa nasıl vurduğundan…

Ablasının bu tek taraflı anlatılarını dinlemek bir süre sonra işkence gibi gelirdi. Yalnız kaldığı zamanlar zaten geçmişiyle yeterince meşguldü. Daha fazlasına gerek yok, diye düşünüyordu.

Antrenman sonrasında başkan konuşmamış sadece oyuncularına bakmıştı. Hemen yanında duran antrenöre kafası ile işaret verdikten sonra ayrılmıştı. Takımın hepsi soyunma odasına doğru yol alırken, tek bir kişi tesisin koridorlarından sanal gerçeklik odasına doğru gidiyordu.

Toran pozisyon repertuarını artırabilmek için haftada bir kez, yapay zeka tarafından oluşturulmuş, gerçek olmayan ama gerçek pozisyonlardan esinlenerek üretilmiş maç aksiyonlarının içine giriyordu. Böylece zihninde, çok çeşitli durumlara karşı verebileceği kararların uzun bir listesi oluyordu.

Gitmek istediği yere geldiği zaman içeriye girmeden önce durdu ve kapının üzerinde bulunan FOOTureBall şirketinin logosunu gördü. Başkanı görmese bile şirketi her yere nüfuz etmişti. Ondan kaçmak gerçekten çok zordu.

“Hoş geldiniz! Lütfen sanal gerçeklik gözlüğünü takınız, kimlik erişimine izin veriniz ve üretilmesini istediğiniz pozisyona dair anahtar kelimeleri söyleyiniz.” diye bir ses yükseldi odadan.

Yıldız adayı tam ortada bulunan, altı yuvarlak ve siyah olan yürüyüş bandının üstüne çıktı ve tavandan sarkan aleti kafasına geçirdi. Sağ gözünü hızlıca kapatıp açarak sistemin tespit ettiği kimliğini onayladı. Daha sonra “Sadece izleme modu, üçüncü bölge, sol kanat, dar alan, bire iki” dedikten sonra “hayır hayır, bire üç” diye düzeltti ve biraz daha kısık sesle “ve dripling” kelimesi çıktı dudaklarından sanki birilerinden gizlercesine.

“Lütfen bekleyiniz. Simülasyon hazırlanıyor…. 1… 2… 3 pozisyon oluşturuldu. Hazır mısınız?”

Sanki karşısında gerçek bir insan varmış gibi başıyla onay veren genç oyuncu, etrafın bir saniye için kararmasından sonra kendisini stadyumda buldu.

İlk pozisyon sol taç çizgisindeki bir futbolcunun içe kat ederek şut atmasını içeriyordu. Ancak oyuncu karşısına gelen iki oyuncuyu çalımlamasına rağmen üçüncüsünde topu kaybediyordu. Toplam yedi kere baştan başlatılan senaryonun alternatif sonlarında farklı bir şey olmadı, sonuç hep aynıydı. Toran sinirlendi, ama izlemeyi sürdürdü.

İkinci pozisyonda sol “half space” bölgesindeki kanat oyuncusunun, kompakt halde kapalı duran savunmayı aşması için üç tane rakibi geçmesi gerekiyordu. Bu senaryonun da olumlu biten bir sonu olmadı.

“İzleme modundan çık, oynama moduna al!” Delikanlının sesi oldukça gergin çıkmıştı.

“Sanal Gerçeklik kiti hazır. 3… 2… 1…”

Kendisini sahada bulması ile birlikte son sürat topu sürdü. Karşısına çıkan ilk rakibini seri bir hareketle geçerken, ikincisine vücut çalımı attı. Son oyuncu hamle yapmıyor, geri geri gidiyordu. Bu gencin hızını yavaşlattı. Kaleye neredeyse çok az kalmıştı. Savunma hala mesafesini koruyordu. Bilinçsizce yaptığı hızlanma hareketi ve sağ ayak bileğinde hissettiği acı aynı anda oldu. “Ahhhh!” diye bağıran Toran, arkasında az önce geçtiği oyuncuyu gördü. Çok sert bir müdahalede bulunmuş ve onu düşürmüştü. Zeminde bir süre bekledikten sonra “Programdan çık!” dedi bağırcasına.

Gözlüğü fırlatıp attı ama tavana bağlı olan gözlük hızla yukarı çıktı. Ayak bileğini kontrol etti. Görünürde bir şey olmayacağını biliyordu ancak yine de acı hissediyordu. Aslında sadece bugün değil, bazen gece uykusunda dahi sızlıyordu. Bunun nedenini düşünüyor ama bulamıyordu. Çünkü daha önce o bölgeden sakatlık geçirmemişti. hatta hiçbir darbe dahi almamıştı. Bu odada ne zaman çalışsa sonu genelde böyle oluyordu. Bir süre yerinden kımıldamadı, sadece bekledi, her zaman yaptığı gibi.

Siyah camlı gözlüğünden sanal gerçeklik odasını izleyen başkan Khan, Toran’ın sağ ayak bileğini ovuşturduğunu gördü. Düşünceli bir tavırla elini çenesine götürdü. Bu görüntü canını oldukça sıkmıştı.

 

(Devam Edecek…)

 

FutbolFutbolun GeleceğiGeleceğin ÖyküsüGenetik BilimSanal GerçeklikSporun Geleceği
Yorum (0)
Yorum Yap